🕺 Iman Ibadet Ihlas Sünnet Ve Amel Kavramlarının Anlamları
İman esaslarının tamamına tereddütsüz olarak inanan ve Allah’ın (c.c.) ahkâmına bilerek ve isteyerek teslim olan mü’minin; İnancında, düşüncesinde, kanaatinde, sözünde, hâlinde, tavrında İslâm’ın ahkâmına aykırı davranması; ideolojilere bel bağlaması, beşerî sistemlere gönül rızasıyla boyun eğmesi
Oysa senin sesin bir yönden geldi. İkincisi fıkıh ilmidir. Buna göre de, -peygamberler dahil- hiç kimseden amel mecburiyeti kaldırılmamıştır.” 1. Sahip olunan şeylerin yatırım sonucu oluşturduğu toplam değeri. 2. Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise; tercihe sebebdir, icada medar değildir.
Muhaddis Iraki bu hadis hakkında, isnadı sahihtir ama munkatı’dır demiştir. Bu hadis, îmân ve İslâm kavramlarının ihtilaf (anlamca farklı) ve tedahül (iç içe geçmek) olduklarına dair bir delildir ve bu iki kavramın bu şekilde kullanımları lügate de uygundur. Çünkü îmân, amellerden bir amel olup, en üstünüdür.
Bunungibi, ezelde Cennetlik olana iman ve ibadet etmesi nasip olur. Hadis-i şerifte, (Cennetlik olan, Cennete götürecek, Cehennemlik olan da, Cehenneme götürecek amel işler) buyuruldu. (Ebu Davud) Cehennemlik kimse, (Herkesin Cennetlik veya Cehennemlik olduğu ezelde takdir edilmiş) der ve ibadet etmez.
Resulullah, ashabı, tabiin ve ehli sünnet bütün alimlerin görüşü ve icmasıyla: "İman kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve azalar ile amel etmektir. Artar veya eksilir." Allah ayetlerin sadece iman demez iman ve salih amel der. Salih amellerin içine fiili ve kalbi aklınıza gelebilecek bütün ibadetler girer.
Ve Müslümanların ilki olmakla emr olundum”2 ya da, “De ki: Dînimin yalnız Allah’a ait olduğunu bilerek, yalnız O’na ihlâsla ibâdet ederim” 3 yahut, “Oysa onlar, doğruya yönelerek, dîni yalnız Allah’a has kılarak, ihlâs içinde yalnız Allah’a ibâdet etmekle, namaz kılmakla ve zekât vermekle emr olundular.” 4
islamilugat 8 Mayıs 2022 3 dakika okuma. İslam Dini’ne Girmenin Yolu. İslam dinine girmenin yolu hiçbir şüphe taşımaksızın samimi bir kalp ile inanarak bir defa Kelime-i Tevhit ve Kelime-i Şehadet getirmektir. Kelime-i Tevhit: “ La ilahe illallah Muhammed’ur-Resulullah. “. Anlamı: “ Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.
31eMz2. Hadis Ve Sünnet Kavramlarının Anlamları Kısaca Misafir Üye arkadaşlar, hadis ve sünnet kavramlarının anlamlarını öğreniniz kısaca nedir araştırınız lütfen. Cevap Hadis Ve Sünnet Kavramlarının Anlamları Kısaca Rüya Gözlü Hadis Ve Sünnet Kavramlarının Anlamları Kısaca “Hadiѕ” حديث kelimesi sözlüktе, “уeni olan”, “sonradan meуdana gelen”, “söz” ve “haber” anlamlarında kullanılır. Bu kelimeden türeyen fiiller “bir şеyi habеr vermek, anmak ve аnlаtmаk” gibi аnlаmlаr ifаdе etmektedіr. “Hadіs” kelіmesі başlangıçta, “Hz. Pеygambеrіn sözü” anlamında kullanılmıştır. Ancak hadiѕ bir ilim dalı hâlinе geldikten sоnra bu kavram; “Hz. Peуgаmberin sözlеrі, fiillеri vе takrіrlerі” olаrаk tarif edilmiştir. Hatta peygаmbere yakınlıkları sebebiyle sahabе ve tabiine ait söz vе uygulаmаlаr dа bu kаvrаmа dâhil edilmiştir. Bu manada hadіs, sünnet іle eş anlamlıdır. “Sünnet” sözlükte “yol, gіdіşat, hâl, tavır, yaşam bіçіmі, çığır, kanun” gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Sünnet kelіmeѕіnіn çоğulu “ѕünen”dir.
Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı akli ve dini delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur. Peki, amel ne demektir? İman ile amel arasındaki ilişki nedir? Taklidi ve tahkiki iman arasındaki fark nedir? Sizler için, Diyanet’in İlmihal-1 “İman ve İbadetler” kitabında yer alan bilgilere göre, taklidi ve tahkiki iman ve İman ile amel arasındaki ilişkisi hakkında merak edilenleri ve bilinmeyenleri derledik. TAKLİDİ VE TAHKİKİ İMAN NEDİR? Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî iman denilir. TAKLİDİ VE TAHKİKİ İMAN NASIL AYRILIR? Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı aklî ve dinî delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur. Taklîdî iman, inkârcı ve sapık kimselerin ileri süreceği itirazlarla sarsıntıya uğrayabilir. Bunun için imanı, dinî ve aklî delillerle güçlendirmek gerekir. Çünkü deliller, ileri sürülecek şüphe ve itirazlara karşı imanı korur. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir. Aslolan her müslümanın tahkîkî imana sahip olması, neye, niçin ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır. AMEL NE DEMEKTİR? Amel, iradeye dayalı iş, davranış ve eylem demektir. Esasen tasdik ve ikrar da birer ameldir. Ancak amel deyince daha çok kalp ve dil dışında kalan organların ameli anlaşılmaktadır. Bu durumda iman ile amel birbirinden ayrı şeyler olmasına, amelin imanın bir parçası olmamasına rağmen, her ikisi arasında çok sıkı bir bağ ve ilişki bulunmaktadır. İMAN ile AMEL ARASINDAKİ BAĞ NEDİR? Ehl-i sünnet bilginlerine göre amel, imanın parçası, rüknü ve olmazsa olmaz unsuru değildir. Bu sebeple bütün dinî esasları kalpten benimsemiş fakat çeşitli sebeplerle buyrukları yerine getirmemiş veya yasakları çiğnemiş olan kimse, işlediği günahı helâl saymadığı müddetçe mümin sayılır. Çünkü AMEL İMANIN AYRILMAZ PARÇASI DEĞİLDİR a Kur'ân-ı Kerîm'de "İman edenler ve sâlih amel işleyenler..." diye başlayan pek çok âyet vardır el-Bakara 2/277; Yûnus 10/9; Hûd 11/23. Bu âyetlerde iman edenlerle sâlih amel işleyenler ayrı ayrı zikredilmiştir. Eğer amel imanın bir parçası olsaydı, "iman edenler" denildikten sonra bir de "sâlih amel işleyenler" denmesine gerek olmazdı. b Bazı âyetlerde iman, amelin geçerli olabilmesi için şart kılınmıştır. Meselâ "Her kim mümin olarak iyi işler yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar" Tâhâ 20/112 buyurulmuştur. Eğer iman ile amel aynı şey veya amel imanın parçası olsaydı, o zaman ayrı ayrı zikredilmezdi ve iman, amelin geçerli olmasının şartı sayılmazdı. c Bazı âyetlerde de büyük günahın imanla birlikte bulunabileceği ifade edilmiştir. Bunlardan birinde "Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin..." el-Hucurât 49/9; ayrıca bk. el-Bakara 2/178; etTahrîm 66/8 denilmiş, büyük günah sayılan öldürme fiilini işleyerek ameli terkeden kişilerden "müminler" diye söz edilmiştir. d Peygamber Efendimiz döneminden itibaren büyük din bilginleri, kalbinde imanı bulunduğu ve bunu diliyle söylediği halde dinin emrettiği amelleri işlemeyen veya bazı yasakları çiğneyen kimseleri –yaptıklarını helâl ve meşrû görmedikleri sürece– mümin saymışlar, ancak bu kimselerin günahkâr mümin olduklarını ifade etmişlerdir. Bu, Ehl-i sünnet âlimlerinin ortak görüşüdür. AMELİN GEREKLİLİĞİ VE İMANLA OLAN İLGİSİ NEDİR? Amel ile iman arasında çok yakın bir ilişki vardır. Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetinde iman ile sahih amel yan yana zikredilmiş, müminlerin sâlih amelleri işleyerek maddî-mânevî gelişmelerini sağlamaları ısrarla istenmiştir. Çünkü düşünce ve kalp alanından eylem ve hareket alanına çıkamamış olan iman meyvesiz bir ağaca benzer. Kalpte mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü artırması sâlih amellerle mümkün olabilir. Ayrıca imanın olgunluğuna ermek, imanı üstün bir dereceye getirmek ve böyle iman sahiplerine Allah'ın vaad ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için de amel gereklidir. İnsan sadece inanılması gerekli şeyleri tasdik eder, ameli umursamayan bir tavır sergileyip yasakları çiğnerse, dine, Allah'a ve Peygamber'ine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır, günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gider. O halde amelin hem imanı güçlendirmede üstlendiği rol, hem de müminin cehennem azabından kurtularak nimetlere ulaşmasına aracı olması ve Rabbine karşı kulluk görevini gerçek anlamda yerine getirmesi bakımından önemi çok büyüktür.
“İman, ibadet, ihlas, sünnet ve amel kavramlarının anlamlarını araştırınız.” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka ibadet, ihlas, sünnet ve amel kavramlarının anlamlarını İman sözlükte, “bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak” anlamlarına gelir. Terim olarak ise, Hz. Peygamber’i, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde zarûrât-ı dîniyye tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak sözlükte h–l–s fiil kökünden türemekte ve ayrışmak, katıksız dupduru olmak, arınmak anlamına gelmektedir. İhlas bulaşan bir şeyden kendini kurtarmak, arındırmak anlamına gelirken diğer bir anlamı da özüne dönmek, aslına kavuşmak olarak dini anlamı ise, Allah’a tam anlamıyla bağlı olarak ibadetleri yerine getirmek, şirkten uzak bir şekilde Allah’a teslim olmak Allah`ın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmak, Onun rızasına uygun hareket etmek Hz. Peygamber’in devamlı olarak yaptığı ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeydir. Hz. Peygamber’in farz ve vacip olmayarak yaptığı ve bize emrettiği sözlükte, iş, davranış, hareket, aksiyon, faaliyet ve faydalı eylem anlamlarına gelir. Amel’, aslında niyetli davranış, bir maksada bağlı olarak yapılan fiildi.“Temel Dini Bilgiler İslam 1 Ders Kitabı Cevapları MEB Yayınları Sayfa 37” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz. 2023 Ders Kitabı Cevapları ☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
İman, ibadet ve salih amel Vaaz; İman, ibadet ve salih amel Kıymetli cemaatimiz sohbetimize başlamadan önce bizleri mahlûkatın içerisinde insan olarak yaratması ve insanlar içerisinde de İslam’la, Müslüman olmakla müşerref kılması ve bizleri sayısız nimetlerle donatması sebebiyle Rabbimize kainattaki zerrât adedince hamd ediyoruz. Rabbimiz hamdlerimizi kabul eylesin! Dini ve dünyevî hayatımızda bizlere her daim örnek olan iki cihan serveri efendimiz Hz. Muhammed Mustafa sas’e kâinattaki zerrat adedince salat-ü selam olsun! Rabbimiz Efendimizin şefeatine cümlemizi nail eylesin. Kur’an’ın ve sünnetin nurlu yolundan rabbim bizleri ayırmasın inşallah! Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi daim eylesin. Kalplerimizi ve gönüllerimizi iman ve Kur’an’dan yoksun eylemesin. Dünya ve ahirette bizlere her daim iyilik ve güzellikler ihsan eylesin inşallah! Cumanız mübarek olsun.. Bu haftaki Cuma sohbetimize sizlere iman, ibadet ve salih amelden bahsedeceğim inşallah. Öncelikle bu kavramların sözlük ve ıstılah anlamları üzerinde durmak istiyorum. İman’ın Tanımı; Sözlükte “birini söylediği sözde tasdik etmek, söylediğini kabul etmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, şüpheye yer vermeden kalpten tasdik etmek; eman vermek, emin kılmak” anlamlarına gelen iman, ıstılahta, Allah’tan getirdiği ve zarûrât-ı diniyye olarak bilinen hükümleri, haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul ile bunların gerçek ve doğru olduğuna inanmak demektir. İslâm bilginleri arasında imanın tanımı ve mahiyeti konusunda bazı farklılıklar bulunmaktadır. İmanı sadece kalp ile bilmek veya dil ile ikrardan ibaret şeklinde tanımlayanlar olmuştur. Ancak Ehl-i Sünnet âlimlerinden Eş’arî ve Maturîdîler imanın, kalp ile tasdik olduğunu, Ebû Hanîfe ise kalp ile tasdik ve dil ile ikrar olduğunu söylemiştir. Buna karşılık bazı âlimler de, kalp ile tasdik, dil ile ikrar ve organlarla amel etmek olarak kabul etmişlerdir. İmanın esasları Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kader ve kazaya, yani hayır ve şerrin Allah tarafından yaratıldığına inanmaktır. İmanın Allah katında makbul olabilmesi için; İmanda şüphe bulunmayıp kalben kesin olarak inanılması, bütünlük olması inanılması gereken şeylerin tamamına inanılması, iman ve ibadete şirk karıştırılmaması, yeis halinde olmaması ölümden ve ilâhî azapla karşılaşmadan önce olması, dince kutsal sayılan şeyleri, ayetleri, dinî hükümleri küçümsememesi gerekir. Yay. Dini Kavramlar Sözlüğü İbadet’in Tanımı; Sözlükte “itâat etmek, boyun eğmek, kulluk etmek, tevazu göstermek, ilâh edinmek; din ıstılahında, mükellef insanın nefsinin arzusu hilafına Rabb’ına tazim için yaptığı fiil ve niyete bağlı olarak yapılmasında sevap olan ve Allah’a yakınlık kurbet ifade eden şuurlu itâat” anlamına gelir. İbâdet; boyun eğmenin, itâat etmenin, saygı göstermenin ve kulluğun en son noktasıdır. Kur’ân’da Allah’a ve Allah’tan başkalarına ibâdet söz konusu edilmiştir. 82 âyette Allah’a ibâdet kavramı kullanılmıştır. İnsan, Allah’a ibadet için yaratılmış Zâriyat, 51/56, bütün Peygamberler, insanları Allah’a ibâdet etmeye davet etmişler Bakara, 2/83, kendileri de Allah’a ibâdet etmişlerdir Ra’d, 13/36. Kur’ân’da hem “ey insanlar” Bakara, 2/21 hem de “ey mü’minler” Hac, 22/77 hitabı ile Allah’a ibâdet edilmesi emredilmiş ve ibâdetin ihlasla Beyyine, 98/5 ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmadan yalnız Allah’a yapılması istenmiştir Nisâ, 4/36. Kur’ân’da ibâdet kavramının; tevhid Nisâ, 4/36, itaat Bakara, 2/172, dua Mü’min, 40/60, boyun eğmek tevâzu, tezellül, huşû ve istikân Fâtiha, 1/5, îman ve sâlih amel Nisâ, 4/172,173, Allah’ı tesbih ve secde A’râf, 7/206, Allah’ı bilmek ve tanımak gibi Zariyât, 51/56 geniş bir anlamı vardır. Dolayısıyla Kur’ân’da ibâdet kavramı; Allah’ın varlığını ve birliğini ikrar etmek, kitap ve Peygamberlerini doğrulamak, Allah’ın razı olduğu şeyleri yapmak, Allah’ın hükmüne razı olmak, nimetlerine şükretmek, musîbetlere sabretmek, insan haklarına saygı göstermek, onlara şefkat ve merhamet etmek gibi îman, ahlâk, namaz, hac, zekat, oruç, cihad, evlenme, boşanma, helâl-haram, mîras, ticaret, ahde vefa, yemin, keffâret vb. İslâm’ın bütün ahkamını uygulamayı, emir ve yasaklarına riâyeti ve Allah’ın sınırlarını korumayı ifâde eder. Uygulama itibariyle ibadetler, 4 kısma ayrılır 1- Îmân, ihlas, niyet, tefekkür, marifet, sabır, takva, havf ve reca gibi kalbî-batinî ibadetler. 2- Namaz, oruç dil ile zikir, tesbih, tehlil, tekbir, tahmid ve dua, ana-babaya iyilik, insanlara iyi muamele ve sıla-i rahim gibi vücut azalarıyla yapılan ibadetler. 3- Zekat, sadaka, yakınlara ve fakirlere yardım, Allah yolunda infak gibi mal ve servetle yapılan ibâdetler. 4- Hacca gitmek, malı ve canı ile cihat etmek gibi hem mal ve hem de bedenle yapılan ibâdetler. Bir amelin ibâdet olabilmesi için; kişide îmân, niyet ve ihlâs olması ve ibadetin İslâm’a uygun olması gerekir. DİB Yay. Dini Kavramlar Sözlüğü Salih Amel’in Tanımı; Sözlükte “yararlı, iyi ve güzel amel” anlamına gelen amel-i sâlih, din dilinde; îmanın gereği olarak ihlas ve iyi niyetle yapılan, Kur’ân ve sünnete uygun olan her türlü söz, fiil ve davranışlara denir. Kur’ân’da yetmiş iki âyette “amel-i sâlih” “îman” ile birlikte geçmiş, îman edip amel-i sâlih işleyenlere mağfiret, büyük mükâfat ve cennet vaat edilmiştir Bakara, 2/25; Mâide, 5/9. İslâm bilginleri “amel-i sâlihi”; farz, vacip, sünnet, müstehap ve mendup kısımlarına ayırmışlardır. Namaz kılmak ve zekat vermek gibi ibadetler amel-i sâlih olduğu gibi, dürüstlük, doğru sözlülük ve meşru bir işte çoluk çocuğunun rızkını temin için çalışmak da sâlih ameldir. Allah’ın rızasına uygun olan her amele sâlih amel diyebiliriz. Tevbe sûresinin yüz yirminci âyetinde mü’minlerin Allah yolunda açlık, susuzluk, yorgunluk ve sıkıntıya uğramaları, bir yeri zaptetmeleri, kâfirlere karşı zafer kazanmaları salih amel olarak ifade edilmiştir. Sâlih amel ile sevap elde edebilmek için insanın mutlaka imanının bulunması ve şirkten uzak olması gerekir Kehf, 18/110. Îman, ibadet, Allah ve peygamberin emir ve yasaklarına uymak amel-i sâlih kavramına dâhildir Kehf, 18/30; Buhârî, Îmân, 18 II, 12. Kur’ân’da îman edip salih amel işleyenlerin, yaratıkların en hayırlıları olduğu bildirilmiştir Beyyine, 98/7. Allah’ın rızasına uygun olmayan her türlü inanç, söz, fiil ve davranışlara amel-i gayr-i sâlih denir. Bu kavram, sâlih amelin zıddı olup Kur’ân’da bir âyette geçmiştir Hûd, 11/46. Sâlih olmayan amel, Kur’ân’da amel-i seyyie olarak da ifade edilmiştir. Amel-i seyyie; sözlükte kötü ve zararlı amel anlamına gelen bu tabir, din dilinde, Allah ve peygamberin emir ve yasaklarına uygun olmayan, sahibinin günaha girmesine sebep olan söz, fiil ve davranışlara denir. Bu tâbir Kur’ân’da amel-i sâlih’in zıddı olarak kullanılmıştır Tevbe, 9/102; Fâtır, 35/10; Mü’min, 40/58. Nisâ suresinin 123. âyetinde “Kim kötü bir amel işlerse onunla cezalandırılır” denilmiştir. DİB Yay. Dini Kavramlar Sözlüğü Îman, kalbin amelidir. Çünkü imanın yeri kalptır. Kuran’ı Kerimde imanın kalbe ait bir salih amel olduğu, Nuh oğlunun Allah’ı inkar ve isyan etmesini “salih olmayan bir amel” işlediği ifade edilerek bildirilmiştir “Allah ey Nuh! O gemiye binmeyen oğlun senin ailenden değildir. O’nun yaptığı salih olmayan bir ameldir…” Hud, 11/46. Bu ayet-i kerimeden ilk salih amelin iman olduğunu anlıyoruz. Yine bu anlamda diğer bir ayette şudur Salih amel, Kuran’da iman anlamında, küfür kelimesinin zıddı olarak kullanılmaktadır “Her kim inkar ederse, inkarı kendi aleyhinedir. Ve kim de salih amel işlerse, kendileri için rahat bir yer hazırlamış olurlar” Rum, 30/44. Kur’an’da iman ile salih amel pek çok ayette birlikte zikredilmiş ve bunların etle tırnak gibi birbirinden ayrılmayacağı vurgulanmıştır. İman dikilen bir meyve fidanına benzetecek olursa amel de onun dibinin çapalanması, sulanması zararlı dalların budanmasıdır. Eğer bunlar yapılmazsa nasıl ki meyve fidanından fayda elde etmezsek ve zamanla o fidan kuruyup gidecekse salih amelle beslenmeyen desteklenmeyen iman bizi son nefese kadar götürmeyebilir, bu da kişi için felaket demektir. Rabbim son nefesimizde de bizlere iman nasip eylesin! “Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse de öyle haşrolunur” sözü bizim kültürümüzde önemli yer etmiştir. Amel imandan bir cüm müdür? Değil midir? Konusuna girip kelamî bir tartışma yapmak istemiyorum ama şunu ifade etmeliyim ki; amelsiz iman olmaz, o iman bizi daha önce de belirttiğim gibi ötelere götüremez. Karşı karşıya kaldığımız ciddi imtihanlarda Allah’a isyan edip haşa ve kella imandan çıkabiliriz. Bundan dolayı hayatımızı salih amellerle donatmalıyız. Tabii ki imanımız üzerine güneşin doğup battığı her şeyden çok daha değerlidir. Amelin Allah katında değer bulabilmesi için onun iman dairesi içerisinde olması lazım yani; Bir amelin salih olabilmesi için ameli işleyen kimsenin mümin olması, şirk ve gösterişten uzak durması, ameli iyi bir niyet ve ihlasla yapması ve amelin İslam’ın prensipleriyle çatışmaması gerekir. İnanmayan bir insanın yaptığı güzel, faydalı, işler “salih amel” kapsamında değerlendirilemez. Çünkü amelin sıhhati için imanın gerekli olduğunu Yüce Kitabımız Kur’an şöyle ifade etmektedir “Kim iman esaslarını inkar ederse o kimsenin ameli boşa gider” Maide,5/5 Bakınız Kur’an, mü’min olmayanların işlediği salih amelleri nası tasvir ediyor; Yüce Allah inkar edenlerin amellerini fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle ve seraba benzetmektedir. Mümin olmayanlar, kıyamet gününde yaptıkları amellerden hiçbir şey elde edemeyeceklerdir “Rablerini inkar edenlerin durumu şudur Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu küle benzer. Dünyada kazandıkları hiçbir şeyin ahirette yararını görmezler. İşte bu derin sapıklıktır.”İbrahim 14/18 İman edip salih amel işleyen, hakkı ve sabrı insanlara tavsiye eden insan ziyana uğramaktan kurtulur “Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka Onlar ziyanda değillerdir Asr,103/1-3 anlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. Yüce Allah’ın cennette yüksek derecelere nail olmayı imanla beraber salih amele bağlamış ve bu konuda şöyle buyurmuştur “Kim de O’na salih ameller işlemiş bir mümin olarak gelirse, işte onlar için yüksek dereceler vardır.” Ta-ha, 20/75 Yine aynı şekilde; “İnanan ve salih amelleri işleyenleri, altlarından nehirler akan cennetlerle müjdele…”Bakara, 20/25 buyurarak müjde yalnızca imana değil aynı zamanda salih amele de bağlanmıştır. Peygamber efendimizin hayatına ve imanına baktığımızda O’nun imanının sadece sözden ibaret olmadığını yine Peygamberimiz en yakınlarından başlayarak İslam’a davet faaliyetini sürdürmüş ve bu hususta büyük bir başarı elde etmiştir. Hz. Peygamberin davetinin başarıya ulaşmasının en büyük nedeni, bizzat kendisinin, davet ettiği dine samimiyetle bağlanması ve İslam’ın imani ve ahlaki prensiplerini kendi hayatında uygulaması gelmektedir. Gerçekten O, İslam’ın insanlara yüklediği yükümlülüklerden kendisin hariç tutmamış, farzları önce kendisi uygulamış, yasaklara önce kendi uymuş ve salih amelleri pratik olarak ümmetine bizzat göstererek örnek olmuştur. O ferdî, ailevi, idari ve ekonomik faaliyetlerinde daima Allah rızasını ön planda tutarak hayatının bütününü ibadet olarak geçirmiştir. Onun gerek mabet içi ve dışı bütün hayatı salih amellerle bezenmiştir. Peygamberimiz, iman ile amelin birbiriyle olan bağlantısını şöyle ifade etmektedir “Üç haslet vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar Allah ve Resulünü, Allah ve Resülünden başka her şeyden fazla sevmek, Sevdiğini Allah için sevmek, Allah kendisini küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmeyi ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek, asla istememek.” Buharî, İman, 9, No 16. I, 9-10. Bir başka hadislerinde Peygamberimiz iman ve hayat ilişkisine şöyle dikkatlerimizi çekmektedir “İman yetmiş veya altmış küsur şu’be hasletdir. En yükseği, “Allah’tan başka ilah yoktur” demek; en aşağısı ise, yoldan, eziyet veren şeyleri gidermektir. Utanmak da imanın bir şubesibirimidir.” Müslim, İman, 12 No 58 I, 63. Sevgili Peygamberimiz salih amellerin bizimle birlikte ölüm ötesine de gideceğini, kabirden içeri yalnız iman ile birlikte salih amellerimizin gireceğini şöyle vurgulamaktadır “Ölüyü kabre kadar üç şey takip eder; ikisi geri döner ve biri onunla daima beraber olur. Ailesi, malı ve ameli onu kabre kadar takip eder, ailesi ve malı geri döner, geriye yalnızca onunla birlikte ameli kalır” Buhari, Rikak, 42, III, 193. Bir başka hadiste ölümden sonra hayatta iken yaptığımız bir kısım salih amellerden dolayı elde edilen sevapların devam edeceğini şöyle ifade etmektedir “Mü’min kişiye, hayatta iken yaptığı amel ve iyiliklerden, öldükten sonra ulaşanlar, öğretip neşrettiği bir ilim, geride bıraktığı salih bir evlad, miras bıraktığı bir mushaf kitap, inşa ettiği bir mescid, yolcular için yaptırdığı bir bina, akıttığı bir su, hayatta ve sağlıklı iken verdiği bir sadakadır. Ölümünden sonra kişiye işte bunlar ulaşır.” İbn Mace, Mukaddime, 20, I, 22. İbadetle ilgili olarak şöyle bir değerlendirme yapabiliriz; İbadet, sadece namaz ve Allah’ı zikretmekten ibaret değildir. Rabbin rızasını talep, emrini yerine getirmek için yapılan her sâlih amel bir ibadettir. Bir mümin, Allah’ın bütün emir ve yasaklarına uymakla ibadet etmiş olur. Hatta yeme, içme ve yürüme gibi mubah olan ameller, bedenen sağlıklı olmak amacıyla yapıldığı zaman ibadet olur. Rabbim kendisinin bizlerden razı olacağı salih ameller işlemeyi bizlere nasip ve meyesser eylesin. Cenab-ı hak nefislerimizin ve şeytanların şerlerinden bizleri muhafaza eylesin. Cumanız mübarek olsun Allaha emanet olun! Hüseyin YILDIRIM Balışeyh Müftüsü İman, ibadet ve salih amel
iman ibadet ihlas sünnet ve amel kavramlarının anlamları